İşlem Yapılıyor
Sıfır
Örnek:

Sıfır

Yazar Tunç Kılınç
Seslendiren Emre Melemez
Yayınevi Destek Yayınevi
Süre 5 Saat 29 Dk.
Yayın Tarihi 5.6.2016
19,99 TL

Hayatın senin için ayarladığı randevudan habersiz, "Bana bir şey olmaz!" der ve hızla gidersin ya hani dünyanın dikine... Öyle gidiyorum işte!

Neyin peşindeyim, bilmiyorum! "Her nerede değilsem, orada mutlu olacakmışım gibi geliyor" diyen Baudelaire gibi, sıkıştığım yerde bunaldım ve artık olmadığım yeri mi merak ediyorum?

Peponi! Burada, "hatalarıyla bütünlüğü yakalayabilen bir insan" olduğum duygusu hâkim. Hayatıma dair ne varsa bilindiğini, anlaşıldığımı ve en önemlisi yargılanmadığımı hissediyorum. Bu, kendimle barışık olma halimin zirve noktası.

Burada Einstein var; Steve Jobs, Benjamin Button, Andy Warhol var... Yetmez! Anne ve babasına "Sevmek yeter sandınız!" diyen büyüme sancıları içindeki genç var. V for Vendatta var, Fight Club var; Süveyda, Erhan, Bilge var. Ancak daha önemlisi sen varsın, ben varım, hepimiz varız. Hâlâ yetmedi mi? O zaman sevgilin var, kardeşin var, annen baban var.

Gören gözlere, duyan kulaklara, dokunan tenlere... Sıfır! "Bir ömre birden çok hayat sığar" diyen hepimize.

Sıfır'ı Emre Melemez'in seslendirmesiyle dinleyebilirsiniz.

Duymadıklarınız

Tunç Kılınç

Lise: Kabataş Erkek Lisesi. Okul sadece erkek olduğu için yandaki kız lisesinin duvarı her sene 30 cm yükselir mi? Bu çağdaki insanlara yapılan ne büyük bir eziyettir bu!

Üniversite: Amerika’da Southern Illinois University diye bir devlet okulu. Eyalet sıkıcı, okul hareketli. O yaşlarda bu bilgisayar önemli bir iş olacak öngörüsü ile onun mühendisi olalım diye başlıyoruz, sonradan anlıyoruz ki sistem analistliği değil istediğimiz.

Bölüm değiştiriyoruz, sene kaybediyoruz, ancak en azından istediğimiz alandan geliyor diploma: İş İdaresi ve Pazarlama. On sekiz yaşında evden uzak kimseyi tanımadığın bir ortamda tam zamanlı okul ve çalışma temposunun kazandırdıkları ise o diploma parçasından çok daha değerli oluyor [ve bunu anlamak da yıllar alıyor!]

Sonra Türkiye’de ilk iş deneyimi: Procter & Gamble. Fotokopi çekip deterjan pazarlaması öğreniyoruz. Bir sene sonra koşar adım oradan uzaklaşıp, reklam sektörüne atlıyoruz: Alice / BBDO. Müşteri ilişkilerinde temsilcilikten zamanla direktörlük gibi havalı lakaplar alıyor, aynı zamanda yeni müşteri kovalıyoruz.

Beş buçuk sene sonra Nissan “Gel benim Satış ve Pazarlama Müdürüm” ol diyor; otomobil satışını öğreniyoruz iki sene. Sonra Komili “Bırak arabaları, sen gel bende Pazarlama Müdürü ol, sana sabun ve su öğretirim” diyor.

Devamlı  telefon numaraları değişiyor, kimse beni bulamıyor! İki sene sonra Nicholson International isimli kafa avcıları beni bir yerlere önerirken “Yok, bu iş böyle olmaz, sen gel bizde avcı ol” deyip ikna ediyor, koca koca genel müdür adayları ile mülakat yaparken “koltuk sevdasının” iç yüzünü anlıyoruz. Kısa sürüyor tabi bu komedi de.

Kurumsal hayatın en sonunda ise Turkcell var. Orada geçen altı sene içinde Müşteri Memnuniyeti Müdürlüğü ile başlayıp, Satış Geliştirme ve Planlama Müdürlüğü ile devam edip, Bireysel Müşteriler’den sorumlu Müdür olup, katma değerli servisler sunan Shubuo’da inovasyondan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak ayrılıyoruz.

On altı sene maaşlı profesyonel iş hayatı da böylece sonlanmış oluyor. Kjell Nordstrom ve Jonas Ridderstrale’nin müthiş bir sözü var: “Günümüz toplumu, benzer eğitim almış benzer çalışanların; benzer fikirlerle benzer ürünleri, benzer kalite, benzer fiyat ve benzer yöntemlerle sattıkları benzer firmalarla dolu.”

Biz de bu abilerden “Şu kısacık hayatta ‘benzer’ olmamak gerek” dersini alıp, 2005 yılından sonra beynin solunu emekliye ayırıyor ve sağını uyandırmaya karar veriyoruz. “Faili Meçhul Kıyak!” mesela veya “Beni REDDettin!” işte hep bu sağ tarafın bok yemeleri!

İşe yarar yaratıcılık [her ne ise o!] ve yeni fikir üretebilme çoşkusuyla firmalara yönetim danışmanlığı yaparken, Aralık 2005’ten beri Fikir Atölyesi’nde bir şeyler karalıyor ve sonrasında kitap yazmaya başlıyoruz. “Sıfır” isimli kitabımız da böyle doğuyor.

“Tunç Kılınç kimdir?” sorusuna “sizin gözünüzle” cevap aradığımız sayfa ilginizi çekebilir. “Yetmedi, yapacak zaten daha iyi bir işim yok, ben seni daha iyi tanımak istiyorum” diyorsanız; Fikir Atölyesi’ndeki videolara bir göz atın.

[Bana sorarsanız bilgisayar başından kalkın ve dışarı çıkın!]


Emre Melemez: 

1975 İstanbul doğumludur ve profesyonel oyunculuk hayatına İstanbul Şehir Tiyatroları'nda, 1998 yılında başlamıştır. O günden bu güne çeşitli özel tiyatrolarda ve dizilerde oyunculuk ve aynı zamanda dublaj sanatçılığı yapmaya devam etmektedir. Ama gerçeği bilmek isterseniz.

Rol yapmadan, abartmadan, gerçek olmanın peşindedir.

Oynamak ve oynamamak arasındadır... Oyunculuğun bilinçli şizofreni olduğunun farkındadır.

Ve bu onun bilinçli tercihidir.

Yorum Yaz